Kült Filmler Neden Bu Kadar Sevilir?
The Rocky Horror Picture Show 1975’te vizyona girdiğinde eleştirmenler hayal kırıklığına uğramıştı, gişe performansı felaket olmuştu ve stüdyo filmi geri çekmek istemişti. Ama birkaç sinema onu gece yarısı seanslarında göstermeye devam etti. Seyirciler diyalogları ezberleyip perdede olanlarla birlikte söylemeye, kostüm giymeye, sahneyi canlandırmaya başladı. Film bu haliyle neredeyse elli yıldır gösterimde. Birkaç haftada kaybolması beklenen bir yapım, sinemanın en uzun soluklu ritüellerinden birine dönüştü.
Kült Filmin Tanımı Gişeden Geçmez
Kült filmleri gişe başarısıyla tanımlamak mümkün değil. Blade Runner 1982’de stüdyosunu hayal kırıklığına uğrattı; Big Lebowski 1998’de eleştirmenlerden orta notlar aldı ve kaybolup gitti. İkisi de bugün tartışmasız klasik sayılıyor. Öte yandan bazı filmler vizyona girdiğinde çok sevildi ama birkaç yıl içinde unutuldu. Fark, filmin izleyiciyle kurduğu ilişkinin niteliğindedir: kült film yalnızca izlenmek değil, sahiplenilmek ister.
Ne Sahiplenilmesini Sağlar?
Birkaç farklı mekanizma çalışır. Bazen aşırılık sahiplenme yaratır: Troll 2 (1990), oyunculuğunun tutarsızlığı ve senaryosunun mantıksızlığıyla o kadar ekstrem ki izleyiciler bunu bir performans olarak yeniden okur. Bazen özgünlük yeterlidir: David Lynch’in Eraserhead‘i (1977) ana akım dilden o kadar sapkın ki yalnızca belirli bir izleyici kitlesine konuşur, ama o kitleyle derin bir bağ kurar. Bazen zamanlama belirleyicidir: Donnie Darko (2001) tam ABD’nin siyasi olarak gerildiği dönemde, ergenlik ve anlamsızlık temalarıyla belli bir kuşağın filmi oldu.
Yeniden İzleme Kültürü
Ana akım filmler çoğunlukla bir kez izlenir. Kült filmler, yeniden izlendikçe katman kazanır. Mulholland Drive (2001) ilk izlemede anlaşılmaz gelir; ikinci ve üçüncü izlemede farklı yorumlar sunar ve hiçbiri tam olarak kapanmaz. Bu “bitmeyen yorum” kapısı, izleyiciyi aktif konuma sokar. Film bir nesne değil, devam eden bir sohbete dönüşür. Lynch’in filmlerinin tartışıldığı forumlar, o filmleri hiç izlememiş insanların bile katıldığı uzun konuşmalar yürütür.
Marjinallik ve Kimlik
Kült filmler çoğunlukla ana akımın görmezden geldiği ya da dışladığı izleyicilere konuşur. John Waters’ın Pink Flamingos (1972) queer kimliğini ve aykırılığı o dönemde başka hiçbir yerde bulamayan bir kitleyle buluştu. Hackers (1995) gerçek hackerlara teknik açıdan güldürünç geldi ama 1990’ların teknolojiyle dışlanmış gençlerine dokundu. Kült, çoğunlukla ana akımın dışladıklarının birbirini bulmasıyla oluşan bir dayanışma biçimidir.
Kötü Film ile Kült Film Arasındaki İnce Çizgi
Her kötü film kült olmaz; bu noktada yanılgıya düşmek kolaydır. The Room (2003, Tommy Wiseau) bütçesiyle orantısız bir hırs, yönetmenin kendi yarattığı bir dünya dili ve açıklanamaz sahne tercihleriyle izleyiciyi büyülüyor; sadece kötü olduğu için değil, özgün bir kötülük biçimi sunduğu için izleniyor. Standart bir kötü B filmi ise yalnızca kötüdür. Fark, filmin izleyiciye “beni çöz” ya da “beni sahiplen” diyecek bir kapı bırakıp bırakmadığında yatıyor.
Kısa Bir Hatırlatma
Kült filmleri izlemek için özel bir rehbere gerek yok; ancak yalnız izlememek yardımcı olur. Bu filmler genellikle toplulukla anlam kazanır: Rocky Horror‘ı gece yarısı seansında görmek, Big Lebowski‘yi hayranlarıyla tartışmak ya da Twin Peaks: Fire Walk with Me‘yi Lynch fanlarıyla birlikte çözmeye çalışmak, tek başına izlemekten farklı bir deneyim yaratır. Kültün içeriği kadar ritüeli de belirleyicidir.
